<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AcilServis.org &#187; Ruh Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.acilservis.org/ruh-sagligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.acilservis.org</link>
	<description>Sağlıklı Bir Hayat için..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Nov 2011 20:46:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor?</title>
		<link>http://www.acilservis.org/ask-kimyamizi-nasil-degistiriyor.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/ask-kimyamizi-nasil-degistiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor? bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor? makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor? nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor? tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor? tedavisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/ask-kimyamizi-nasil-degistiriyor.html</guid>
		<description><![CDATA[

Kime ve niye aşık oluruz? Aşık olunca niye heyecanlanır, aklımızdan o kişiyi istesek de neden silip atamayız?


	Farklı hormonlar aynı anda farklı etkiliyor&#8230;.
	Aşık olan kişiler; kalbin daha hızlı çarpması, yüzün kızarması ve ellerin terlemesi gibi tepkiler veriyor. Bu durumdan vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin sorumlu.
	Dopamin yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta önemli rolü oynuyor. Madde ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/d68ce1e480dfc3241994cafdc993caeb.jpg" width="100" height="100" alt="d68ce1e480dfc3241994cafdc993caeb Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor?"  title="Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor?" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Kime ve niye aşık oluruz? Aşık olunca niye heyecanlanır, aklımızdan o kişiyi istesek de neden silip atamayız?</strong></p>
<p>
<p>
	Farklı hormonlar aynı anda farklı etkiliyor&#8230;.</p>
<p>	Aşık olan kişiler; kalbin daha hızlı çarpması, yüzün kızarması ve ellerin terlemesi gibi tepkiler veriyor. Bu durumdan vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin sorumlu.</p>
<p>	Dopamin yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta önemli rolü oynuyor. Madde ve bazı ilaç bağımlılıklarında da etkili bir hormon. Noradrenalin adrenaline benziyor.</p>
<p>	Adeta ayakları yerden kesiyor ve kalp çarpıntısına neden olup heyecan yaratıyor. Aynı zamanda dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, uykusuzluk ve hedefe yönelik davranıştan sorumlu. Yüksek dopamin seviyeleri noradrenalin ile ilişkili.<br />
	Aşk iksiri dopamin ve noradrenalin karışımından</p>
<p>	Rutgers Üniversitesi’nden, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu iki hormonun birlikte salgılanmasıyla sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artmış dikkate neden olduğunu ve aşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan “aşk iksirini” salgılamaya başladığı belirtiyor.</p>
<p>	Helen Fisher’in ekibiyle birlikte yaptığı bir fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, aşık olunan kişinin fotoğrafına bakıldığı anda yapılan çekimlerde, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde kanlanma artışının olduğu saptanıyor.<br />
	Aşıkların beyni obsesif kompulsifler gibi</p>
<p>	University College Londra&#8217;dan araştırmacıların yaptığı başka bir çalışmada, aşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin azaldığı ortaya çıkmış. Bulunan düşük serotonin hormonu seviyelerinin, obsesif kompulsif (tekrar eden takıntılı davranış) bozukluk hastalarında ortaya konan serotonin eksikliği ile benzer olduğu için kişi, aşık olduğu insanı aklından çıkaramıyor.</p>
<p>	Bağlanmadan sorumlu hormonlar bile var!</p>
<p>	Oksitosin ve vazopressin hormonlarının özellikle bağlanma ile ilişkili hormonlar. Dolayısıyla aşktaki bağlanmadan sorumlular.</p>
<p>	University of California, San Francisco&#8217;dan araştırmacılara göre oksitosin hormonu, diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurmak ve sürdürebilmek için gerekiyor.</p>
<p>	Orgazm sırasında salgılanıyor ve duygusal bir bağın kurulmasını sağlıyor. Aynı zamanda doğum sırasında ve emzirme döneminde de salgılanıyor. Doğum eylemindeki kasılmalar oksitosin olmazsa başlamaz.</p>
<p>	Doğumla bebeği önce anneden ayıran ancak doğumdan sonra tekrar anneye bağlayan hormondur. Doğumlardan sonra rastlanan olası bebek reddini ortadan kaldırır.</p>
<p>	Emzirme sırasında da süt kanallarının daha iyi kasılmasını ve bebeğin daha kolay emmesini sağlar.<br />
	Vazopressin erkeklerde sosyal davranıştan özellikle başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan sorumlu.</p>
<p>	Ayrıca uzun süreli ve tek eşli ilişki ile ilişkili. Bu her iki hormonunun konsantrasyonu yoğun romantik bağlanmada, eşleşme sırasında ve seks yapıldığında yükseliyor.</p>
<p>	Vazopressin ve Oksitosin reseptörleri beyin kökünün çeşitli bölümlerine dağılıyor ki bu bölgeler, aşk ve anne sevgisiyle aktive olur. Dr. Fisher oksitosin ve vazopressinin, dopamin ve noradrenalin yolakları ile çatışması nedeniyle bağlanmanın artmasıyla tutkulu aşkın söndüğünü belirtiyor.<br />
	Aşkın ömrü 3 yıl!</p>
<p>	Aşkın ömrü üzerinde uzun süreden beri tartışmalar devam ediyor. Ancak bilinen gerçek şu ki, tutkulu aşk zaman içinde azalıyor.</p>
<p>	Yapılan bilimsel araştırmalarda aşkın ömrünün 2-3 yıl olduğu saptanmış. Aşk için gerekli olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin gittikçe azalıyor.</p>
<p>	Aşık olunan kişinin hataları birdenbire görünmeye başlanıyor. Aslında aşık olunan insan değişmiyor ancak aşık olan kişi mantık çerçevesinde değerlendirmeye başlıyor. Bu durumda iki seçenek çıkıyor kişinin karşısına; aşkınız bitiyor ya da sağlam bir ilişki haline dönüyor.</p>
<p>	Eğer ilişki devam ederse endorfinler devreye giriyor ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ekleniyor. Seksle beraber oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma gerçekleşiyor.<br />
	Kendimize benzeyeni seçiyoruz!</p>
<p>	Yapılan bilimsel araştırmalara göre aslında kişiler eşlerini de kendisine benzeyen kişilerden seçiyor.</p>
<p>	İskoçya’da Univercity of St.Andrews’da yapılan bir çalışmanın sonucuna göre, eş seçimi ile ilgili yapılan testlerde kişilerin, kendilerine gösterilen ve içinde yüzlerin olduğu fotoğraflardan, genellikle kendilerine benzeyenleri seçme eğiliminde olduğu saptanmış.</p>
<p>	Görünüşte olduğu gibi kişilik seçiminde de kendi geçmişi -çoğunlukla aile ya da çocuklukta yakın olanlar- hatırlatan kişiler tercih ediliyor.<br />
	Aşk niye acı veriyor?</p>
<p>	İlişki istendiği gibi gitmediğinde hayat kabusa dönebiliyor. Pek çok kişi hayatının bir döneminde sevdiği kişi tarafından reddedilme durumuyla karşılaşabiliyor. Özellikle geçmişinde büyük kayıplar yaşamış kişiler ayrılığa karşı daha duyarlı ve savunmasız olabiliyor.</p>
<p>	Bu gibi durumda genel olarak kişide; umutsuzluk, öfke gibi duygular oluşuyor. Yalnızlık korkusu, karamsarlık, hayatı yaşamaya değer bulmama, hayatın anlamsızlığı, düşünülüyor.</p>
<p>	Evden dışarı çıkmama, günlük hayatın aksaması gibi durumlarla karşılaşılıyor. Derin bir acı yaşanıyor. Ölüm düşünceleri, intihara eğilime kadar giden depresyon görülebiliyor.<br />
	Aşk sadece duygu mu?</p>
<p>	Erken dönemde aşkın dopaminle ilişkili olduğunu düşünüldüğünde, aşkın yalın bir duygudan öte bir şey olduğunu anlaşılıyor.</p>
<p>	Aşık olunan kişinin peşinden sürüklenmeye, sadece onu düşünmeye ve ona odaklanmaya iten güçlü bir “dürtü”. Bugüne kadar aşk adına yapılmış resim, tiyatro oyunu, edebi eserlere bakıldığında basit bir duygudan öte tüm yaşamı peşinden sürükleyen güçlü bir arzu olduğunu görülüyor.</p>
<p>	Evrimsel yönünden düşünüldüğünde soy ve yaşam devamlılığını sağlayan itici bir kuvvet olduğu düşünülüyor. Tabii bu kadar güçlü bir itici kuvvetin karşısında durmak akıntıya tek dalla karşı gelmeye benziyor.</p>
</p>
<p><span id="more-5508"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/ask-kimyamizi-nasil-degistiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendinden çok başkalarını düşünme</title>
		<link>http://www.acilservis.org/kendinden-cok-baskalarini-dusunme.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/kendinden-cok-baskalarini-dusunme.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kendinden çok başkalarını düşünme bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kendinden çok başkalarını düşünme makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kendinden çok başkalarını düşünme nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kendinden çok başkalarını düşünme tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kendinden çok başkalarını düşünme tedavisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/kendinden-cok-baskalarini-dusunme.html</guid>
		<description><![CDATA[

Hep siz mi, her konuda fedakarlık yapmak zorunda kalıyorsunuz? Tıbbi adıyla altruizm olarak bilinen bu durumun insanın psikolojisi üzerinde oynadığı rol, çoğu zaman göz ardı ediliyor.


	Bazen özellikle de kendimi yorgun hissettiğim zamanlarda şöyle geriye gidip hayatımın muhakemesini yapıyorum. Davranışlarımı, bu davranışlarımın sonucunda üzüldüğüm ve mutlu olduğum anları yakalamaya ve kavramaya çalışıyorum. İşte tam da bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/befb7269c01246cd525e50b1bfe221a8.jpg" width="100" height="100" alt="befb7269c01246cd525e50b1bfe221a8 Kendinden çok başkalarını düşünme"  title="Kendinden çok başkalarını düşünme" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Hep siz mi, her konuda fedakarlık yapmak zorunda kalıyorsunuz? Tıbbi adıyla altruizm olarak bilinen bu durumun insanın psikolojisi üzerinde oynadığı rol, çoğu zaman göz ardı ediliyor.</strong></p>
<p>
<p>
	Bazen özellikle de kendimi yorgun hissettiğim zamanlarda şöyle geriye gidip hayatımın muhakemesini yapıyorum. Davranışlarımı, bu davranışlarımın sonucunda üzüldüğüm ve mutlu olduğum anları yakalamaya ve kavramaya çalışıyorum. İşte tam da bu noktada kendimi eleştirdiğim noktalar oluyor. Örneğin, arkadaşım kırılmasın diye hiç sevmediğim bir insanla konuşmak zorunda kalmışım. Annem üzülmesin diye onun söylediklerine boyun eğmişim. Erkek arkadaşım için kendi kişiliğimden ödün vermişim. Hayatımın öncelik sıralamasında benden başka herkes var. Sanırım 80’lerin o dört bir koldan benimsetilmeye çalışılan bireyselcilik akımından kendimi uzak tutmuşum. Ama bu kez de başkalarını mutlu edeyim derken, kendimi büyük bir mutsuzluğun içerisinde bulmuşum. İşte bu duruma altruizm deniliyor. Yani ben de kendisinden önce başkasını düşünenler grubuna giriyorum.</p>
<p>	<strong> Altruizm, içerisinde empatiyi barındırıyor</strong><br />
	Baktığınız zaman altruizm, kişiye hem maddi hem de manevi anlamda büyük yük getirse de altruistler bundan geyet memnun. Altruizm içerisinde empatiyi de barındırdığından karşılarındaki insanları anlamaya, kendilerini onların yerine koymaya çalışıyorlar. Çünkü insan ancak kendisini diğer kişinin yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalışır ve bu doğrultuda fedakarlık yapar. &#8220;Örneğin, İkinci Dünya Savaşı döneminde bazı Almanlar, bazı Yahudiler ile empati kurarak altruist davranışlar sergilemişler ve onları kendi geleceklerini riske atarak gizlemeye çabalamışlardır&#8221; diyor Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt. Kısacası altruizmin altında yatan en önemli unsur empati. Empati duygusuyla da zarar görsek bile karşımızdakine yardım etmeye çalışıyoruz. Empatinin dışında kültür, grubun büyüklüğü, kişilik ve mizaç yapısı da altruist davranışlarımızı etkiliyor.</p>
<p>	<strong> En bilineni anne-çocuk ilişkisi</strong><br />
	“Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, seni büyütmek için neleri göze aldım”&#8230; Annelerimizin bu sözleri kulaklarımızda çınlıyor öyle değil mi? Zaten annelerimizi tasvir ederken hep “Benim fedakar annem” diye bahsederiz. Evrimsel psikologlar, yaptıkları araştırmalar sonucunda annelerin bu davranışlarının altında genlerini devam ettirme bilincinin yattığını keşfetmişler. Üstelik hiçbirimiz bu davranışımızı bilinçli olarak yapmıyoruz. Farkında olmadan yaptığımız fedakarlıkların -ki özellikle de ailemize karşı daha çok yapıyoruzliteratürde akraba seçilimi olarak geçiyor. Kan bağımız bulunan kişilere yardım ederek genlerimizi gelecek nesile taşıdığımızı, neslimizi devam ettireceğimizi düşünüyoruz. Tabii kendimizden fedakarlıkta bulunurken, karşımızdakinden de aynı şeyi bekliyoruz. “Ben onun için her şeyi göze aldım ama o benim zor anımda yanımda değildi” gibi düşüncelerin içerisinde kendimizi bulabiliyoruz. Böyle hissetmemizin bilimsel ismi ise karşılıklı altruizm.</p>
<p>	<strong> Benden önce diğerleri</strong><br />
	Alturist davranış sergileyen insanlara baktığınız zaman, cümlelerine hiçbir zaman “Ben” diyerek başlamazlar. Onların hayatlarında hep ‘biz’ olgusu vardır. Daha toplumcu bir bakış açısına sahiptirler. Bu nedenden ötürü de alturist davranışlar özellikle kolektivist topluluklarda daha yaygın. Yani günümüzde hakim olan batının empoze ettiği bireyselciliğe tamamen ters bir duruş. Yeşilyurt, bu durumu şöyle açıklıyor: “Geleneksel topluluklarda sık görüldüğü için çıkar gözetilmeden yapılan fedakarlıklar, kendi hakkını başkasına verme, bir erdem olarak algılanıp toplumsal ödüle layık bulunur. Grubun bir arada olmasına katkı sağlar.”</p>
<p>	<strong> Dozajı iyi ayarlanmalı</strong><br />
	İyi güzel de, kendimizi hiç düşünmeyip sürekli karşımızdakini düşünmek bizi bir süre sonra yıpratmaya başlıyor. Başkalarının üzüntüleri, sorunları derken kendimizle hiç ilgilenemeden hayatımız akıp gidiyor. Kendimizi düşünmeden sürekli fedakarlık yapmamız, bir süre sonra bizde hayal kırıklığı ve öfke duyguları yaşatıyor. “Özellikle de bağımlı kişilik yapılarında, kendisini düşünmeden sürekli başkalarını düşünme davranışı, kişinin birey olmaktan dolayı kazandığı hakları sürekli olarak başkalarına vermesi, kendisi ve başkaları arasındaki dengenin bariz biçimde bozulması durumlarında tehlikeli olmaya başlamış demektir.” Hepimiz zaman zaman altruist davranışlar sergileyebiliriz. Bu bizden değil, neslimizi devam ettirme bilincimizden kaynaklanan bir durum. Ama ne zaman ki bu süreklilik arz etmeye başlar, işte o zaman kaybeden biz oluruz.</p>
<p>	<strong> UZMAN GÖRÜŞÜ</strong><br />
	Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt<br />
	International Hospital<br />
	Altruizmin altında birçok neden yatıyor<br />
	Niçin başkaları için kendimizden fedakarlık yaptığımızın birçok açıklaması yapılabilir. İlk açıklama, altruist davranışların doğuştan getirilmiş türe özgü davranışlar olduğudur. Bu açıklamaya kanıt ise altruist davranışların sadece insan türüne özgü olmamasından kaynaklanıyor. Hayvan incelemelerine göre altruizme, sosyal gruplar içinde yaşayan diğer türlerde de rastlanıyor. Kuşlardan yunuslara, şempanzelerden bal arılarına kadar her bir tür ebeveyn bakımı, karşılıklı savunma, yardıma koşma, birlikte avlanma ve yiyecek toplama gibi konularda altruist davranışlar gösteriyor. Genler koruma altına alınıyor Kendimizden fedakarlık yaptığımız insanlar genellikle aile bireyleri oluyor. Bunun altında yatan etken ise genlerimizi koruma altına alma bilincimiz. Ağırlıklı olarak yakın çevremiz ve aynı kültürü paylaştığımız kişileri daha çok düşünüyoruz, daha çok fedakarlıkta bulunuyoruz. Sosyobiyolojik görüşe göre kişi, altruist davranışlarla genlerini paylaştığı soyuna yardımcı oluyor ve bu yolla onlardan üreyecek kuşakların sayısını artırıyor.</p>
</p>
<p><span id="more-5507"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/kendinden-cok-baskalarini-dusunme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtaj kadını nasıl etkiliyor</title>
		<link>http://www.acilservis.org/kurtaj-kadini-nasil-etkiliyor.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/kurtaj-kadini-nasil-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:24:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj kadını nasıl etkiliyor bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj kadını nasıl etkiliyor makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj kadını nasıl etkiliyor nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj kadını nasıl etkiliyor tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtaj kadını nasıl etkiliyor tedavisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/kurtaj-kadini-nasil-etkiliyor.html</guid>
		<description><![CDATA[

Kürtaja karar verme aşamasındaki etkiler ve kürtaj sonrası psikolojik durumununun nasıl yenilebileceğine dair cevaplar.


	Karar aşamasında dış etkenlerin rolü nedir?
	Karar aşamasında birçok neden kürtaj yaptırmaya etki edebiliyor. Bunlardan bir tanesi din ile ilgili baskılar. Bütün dinerle baktığınızda kürtajın yasaklandığını, yapılmaması gereken bir şey olduğuyla ilgili öğretiler olduğunu görüyoruz.
	Kürtajın kadın üzerinde ne gibi etkileri vardır?
	Dünyaya bebek getirme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/bd87c071757a4c7bc1bdffc48dafd82e.jpg" width="100" height="100" alt="bd87c071757a4c7bc1bdffc48dafd82e Kürtaj kadını nasıl etkiliyor"  title="Kürtaj kadını nasıl etkiliyor" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Kürtaja karar verme aşamasındaki etkiler ve kürtaj sonrası psikolojik durumununun nasıl yenilebileceğine dair cevaplar.</strong></p>
<p>
<p>
	<strong>Karar aşamasında dış etkenlerin rolü nedir?</strong></p>
<p>	Karar aşamasında birçok neden kürtaj yaptırmaya etki edebiliyor. Bunlardan bir tanesi din ile ilgili baskılar. Bütün dinerle baktığınızda kürtajın yasaklandığını, yapılmaması gereken bir şey olduğuyla ilgili öğretiler olduğunu görüyoruz.</p>
<p>	<strong>Kürtajın kadın üzerinde ne gibi etkileri vardır?</strong></p>
<p>	Dünyaya bebek getirme rolü daha çok kadına ait olduğu için, anne adayı ile bebek arasında ciddi bir bağ kuruluyor. Annelik rolüyle birlikte, yani ilk andan itibaren anne adayının karnında hormonal bir değişim oluyor, bu doğrultuda da bebekle ilgili bazı şeyleri hissetmeye başlıyor.</p>
<p>	<strong>Daha sonraki hamileliklerinde bu kürtajın psikolojik etkileri olur mu?</strong></p>
<p>	Kürtaj sonrasında gerçekleşecek hamileliklerde, genellikle bir endişe oluyor, mesela &#8220;Daha önceden bir bebek olabilecekken bunu kendi isteğimizle son verdik, daha sonrasında olmayabilir mi?&#8221; gibi dini motifler de bu tabloya eklenebiliyor ya da &#8220;Allah bizi cezalandırır mı? Hani ilkini aldırdığımız gibi&#8221; bunlarla birlikte bazı endişe ve ikilemler içerisine girilebiliyor ve o dönem biraz daha sıkıntılı geçirilebiliyor.</p>
<p>	<strong>Partnerin böyle bir durumda yaklaşımı nasıl olmalıdır?</strong></p>
<p>	Kürtaj konusunda anne adaylarının çok daha riskli sıkıntılar yaşadığını görüyoruz, çünkü annelik rolüyle babalık rolü birbirinden çok farklı. Annelik dediğimiz zaman bir duygudan, bir içgüdüden bahsediyoruz, ama babalık direk bir içgüdü değil, daha çok öğrenmeyle geliştirilebilecek bir duygu.</p>
<p>	<strong>Kürtajın yaratacağı psikolojik etkilerden nasıl kurtulunur?</strong></p>
<p>	Kürtajla ilgili olarak toplumda öğrendiğimiz çok fazla motif var ve bu motifler de kürtaj konusunda bizim üzerimizde ciddi bir baskı oluşturuyor. Kürtaj yaptıran kadın daha sonra bir çocuk sahibi olamaz ya da kürtaj yaptırdıktan sonra başınıza mutlaka bir şey gelir gibi yanlış bilgiler psikolojik sıkıntıları çok fazla etkileyebiliyor.</p>
<p>	<strong>Size gelen vakalar hangi yaş grupları arasında?</strong></p>
<p>	Son dönemlerde genellikle medyada ve yurtdışındaki kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre kürtaj yaşının çok alt yaşlara düştüğünü öğreniyoruz. Tabii cinsel özgürlükle birlikte, daha rahat birliktelikler yaşanabiliyor.</p>
</p>
<p><span id="more-5506"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/kurtaj-kadini-nasil-etkiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırık kalp sendromuna dikkat!</title>
		<link>http://www.acilservis.org/kirik-kalp-sendromuna-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/kirik-kalp-sendromuna-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:23:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık kalp sendromuna dikkat! bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık kalp sendromuna dikkat! makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık kalp sendromuna dikkat! nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık kalp sendromuna dikkat! tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık kalp sendromuna dikkat! tedavisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/kirik-kalp-sendromuna-dikkat.html</guid>
		<description><![CDATA[

Duygusal ya da fiziksel stres sonucu şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile ortaya çıkan &#8220;kırık kalp sendromu&#8221;nun genellikle kadınlar üzerinde büyük etki yarattığı bildirildi.


	Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, yaptığı açıklamada, söz konusu hastalığın şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile kendini gösterdiğini kaydetti.
	Kırık kalp sendromunun kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/e4ddd473e3cbb05e388db6885e6e3039.jpg" width="100" height="100" alt="e4ddd473e3cbb05e388db6885e6e3039 Kırık kalp sendromuna dikkat!"  title="Kırık kalp sendromuna dikkat!" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Duygusal ya da fiziksel stres sonucu şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile ortaya çıkan &#8220;kırık kalp sendromu&#8221;nun genellikle kadınlar üzerinde büyük etki yarattığı bildirildi.</strong></p>
<p>
<p>
	Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, yaptığı açıklamada, söz konusu hastalığın şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile kendini gösterdiğini kaydetti.</p>
<p>	Kırık kalp sendromunun kalp krizi ile benzer belirtileri olduğunu ifade eden Oğuzhan, &#8220;Sevilen birinin ölmesi, boşanma gibi duygusal stres ya da ağrılı diş çekimi, cerrahi girişim gibi fiziksel stres sonucu ortaya çıkan kırık kalp sendromu, çoğunlukla kadınlarda ve menopoz sonrasında görülüyor&#8221; dedi.</p>
<p>	Kalp krizinde olduğu gibi göğüslerinde şiddetli ağrı ve nefes darlığı şikayeti ile doktora gelen bir çok kişinin yapılan tetkiklerinde kalp krizi<br />
	 yorumuna neden olabilecek sonuçlar ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Oğuzhan, &#8220;Bu hastalık adeta kalp krizini taklit ediyor. Ancak burada enteresan olan kalp krizinde damar tıkanıyor ve kalp beslenemediği için kriz ortaya çıkıyor. Kırık kalp sendromunda ise damarın içi açık. Bunlara anjiyo yaptığınız zaman da damarları tertemiz çıkıyor. Kalp kasılmaları etkileniyor ama damarlarda görünen ne bir kolesterol birikintisi ne de bir pıhtı var&#8221; diye konuştu.</p>
<p>	Bunun nedeninin tam olarak bilinmediğini ama ileri sürülen nedenlerin en önemlisinin hormonal değişiklikler olduğunu aktaran Oğuzhan, stres hormonlarının aşırı olarak salgılandığını ve kalp dokusuna zarar verdiğini vurguladı. Oğuzhan, kırık kalp sendromunun çoğu zaman birkaç hafta içindede kendiliğinden ortadan kalktığını belirterek, bazen nadiren de olsa öldürücü olabildiğini belirtti.</p>
<p>	Hastalığın daha çok kadınlarda görüldüğüne dikkati çeken Oğuzhan, bunun kadınların daha hassas ve kırılgan olmalarından kaynaklandığını dile getirdi.</p>
<p>	<strong>KIŞIN KALP KRİZİ, YAZIN KIRIK KALP SENDROMU</strong></p>
<p>	Kalp krizlerinin kış dönemlerinde, kırık kalp sendromunun ise daha çok yaz aylarında ortaya çıktığına dikkati çeken Oğuzhan, şu bilgileri verdi:  &#8220;Menopoza kadar salgılanan ostrojen hormonu, kadınları kalp hastalıklarına karşı koruyor, erkeklere oranla riski yarı yarıya azaltıyor.<br />
	 Ancak, kadınlar menopoza girdiklerinde ostrojen hormonu azalıyor, yumurtalıklar görevini sonlandırıyor ve kadın ile erkek arasındaki kalp hastalığı riski eşitleniyor. Kadınlar menopoza kadar avantajlılar. Ülkemizdeki kadınların yurt dışından farklı olarak yüksek tansiyon daha fazla, daha kilolular ve giderek daha fazla sigara içiyorlar. Bu risk faktörleri biraraya geldiğinde ülkemizdeki kadınları daha fazla riskli duruma sokuyor. Kırık kalp sendromu da daha çok menopozdan sonra ortaya çıkıyor. Bu ostrojen hormonunun menopoz sonrası bitmesi ile de alakalı olabilir.&#8221;</p>
<p>	Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, kırık kalp sendromunun henüz yerleşmiş bir tedavisinin olmadığını ancak kalp krizlerinde uygulanan ilaçların tedavide kullanıldığı bilgisini verdi. Kalp krizi geçiren hastalara damarı açmak için pıhtı eritici ilaçlar verdiklerini dile getiren Oğuzhan, &#8220;Kalp krizi ile kırık kalp sendromunu ayırt edemezsek, pıhtı olmadığı için boş yere ilaç vermiş olabiliriz. Bu ilaç ne kadar faydalı da olsa bazı riskleri var. Bazen kanama yapabilir&#8221; dedi.</p>
<p>	<strong>&#8220;PSİKOLOJİK DESTEK YARARLI OLABİLİR&#8221;</strong></p>
<p>	Prof. Dr. Oğuzhan, kalp krizinin 2 güncel tedavisi bulunduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:  &#8220;Bunlardan biri damardaki pıhtıyı ilaçlarla eritmek, diğeri de anjiyo yapıp pıhtıyı balonla veya stentle ortadan kaldırmak. Balon ve stent tedavisi ilaç tedavisine göre daha üstün görünüyor. Çünkü ilaç pıhtıyı eriteyim derken az da olsa kanama riski var ama faydası çok daha fazla. Kırık kalp sendromunda da zaten hemen anjiyo yaparsanız damarda bir tıkanıklık olmadığını görüyorsunuz. Gerçek kalp krizi zannedip pıhtı eritici ilaçlar verseniz de faydası olmayacaktır. Bunu nasıl ayırt edeceğimizi henüz tam olarak bilmiyoruz ama doktorun gelen hastaların geçmiş hikayesini sorgulaması gerekir. Özellikle kadınlara Üzücü bir olay yaşayıp yaşamadığı sorulmalıdır. Böyle bir durum varsa kırık kalp sendromundan şüphelenmek gerekir.&#8221;</p>
<p>	Depresyonun kalp krizi riskini artıran bir faktör olduğunu vurgulayarak, hastaların by-pass ya da kalp krizi sonrasında karamsarlığa kapılabildiklerini anlatan Oğuzhan, bunun son derece tehlikeli olduğunu vurgulayarak, öyle konuştu:</p>
<p>	&#8220;Bu hastalarda depresyon hem hastalığın kalbe verdiği zararı artırıyor, hem de tekrar tekrar kalp krizi geçirmesine neden olabiliyor. Biz de kendi pratiğimizde kalp krizi geçiren hastalarda bu karamsarlığı tespit etmişsek ve bu ileri derecedeyse psikolojik danışmanlık alıyoruz. Kırık kalp sendromu olan hastalara da psikolojik destek ve moral vermek önemli. Ancak, bu konuda yapılmış bir çalışma yok ama risk altındaki kişilere hasta olmadan önce destek verilirse kırık kalp sendromu engellenebilir.&#8221;</p>
<p>
	<br />
	Milliyet Sağlık</p>
</p>
<p><span id="more-5505"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/kirik-kalp-sendromuna-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evli çiftler için yatak odası kullanımı</title>
		<link>http://www.acilservis.org/evli-ciftler-icin-yatak-odasi-kullanimi.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/evli-ciftler-icin-yatak-odasi-kullanimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:23:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evli çiftler için yatak odası kullanımı bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Evli çiftler için yatak odası kullanımı makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evli çiftler için yatak odası kullanımı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Evli çiftler için yatak odası kullanımı tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Evli çiftler için yatak odası kullanımı tedavisi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/evli-ciftler-icin-yatak-odasi-kullanimi.html</guid>
		<description><![CDATA[

Yatak odalarının basit ve sadece uykuya hizmet etmek için tasarlanmış olması; içinde televizyon, kitap, bilgisayar ya da kurutulan çamaşırlar olmaması gerekiyor.


	Ayrıca yatak odası kitap okumak için de uygun bir yer değil
	Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda    geçiriyoruz. Eğer belirli bir uyku hastalığından kaynaklanmıyorsa, uyku bozukluklarından kaçınmak için önlem almak mümkün. Anadolu Sağlık Merkezi Uyku Laboratuvarı Sorumlusu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/8d7708d4292ea7cef5cb7ca433687db6.jpg" width="100" height="100" alt="8d7708d4292ea7cef5cb7ca433687db6 Evli çiftler için yatak odası kullanımı"  title="Evli çiftler için yatak odası kullanımı" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Yatak odalarının basit ve sadece uykuya hizmet etmek için tasarlanmış olması; içinde televizyon, kitap, bilgisayar ya da kurutulan çamaşırlar olmaması gerekiyor.</strong></p>
<p>
<p>
	Ayrıca yatak odası kitap okumak için de uygun bir yer değil</p>
<p>	Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda    geçiriyoruz. Eğer belirli bir uyku hastalığından kaynaklanmıyorsa, uyku bozukluklarından kaçınmak için önlem almak mümkün. Anadolu Sağlık Merkezi Uyku Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Ferda Korkmaz           Özkanoğlu, kaliteli bir uyku için atılacak adımlara yatak odasından başlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Sağlıklı uykunun, kişinin günlük yaşantısını verimli şekilde sürdürebilmesi, vücut direncinin korunabilmesi için gerekli olduğunu hatırlatan Özkanoğlu, “İyi uyuyabilmek için özenli, dikkatli olmak lazım. Yatak odasında televizyon, bilgisayar ve telefon bulundurulmasını önermiyoruz” diyor.<br />
	<strong><br />
	Kişi yeteri kadar  uyumazsa ne olur?</strong></p>
<p>	Uyku, vital yani mutlaka karşılanması gereken bir ihtiyaç. Yetersiz ya da kalitesiz bir uyku, biyolojik ve psikolojik rahatsızlıklarla sonuçlanıyor.</p>
<p>	<strong>İyi uykudan ne anlamalıyız?</strong></p>
<p>	Hayatımızın dörtte ya da üçte birini geçirdiğimiz uyku, birçok işlevin yerine getirildiği, çeşitli evreleri içeren bir dönem. Evre I uyku; uykuya dalınan, ‘tilki uykusu’ olarak adlandırılan dönem ve uykunun yüzde 1-5’ini oluşturuyor.       Evre II, uykunun yüde 45-50’sini oluşturuyor. Evre III, derin dönem uykusu olarak adlandırılıyor ve uykunun yüzde 20-25’ini kapsıyor. Ayrıca hızlı göz hareketlerinin kaydedildiği, rüya görülen Rem dönemi var ki, bu da uykunun yüzde 20-25’ine karşılık geliyor. Uyurken bu evrelerin biri bitip bir sonraki evreye geçilmiyor. Bu evreler birbirlerine geçişler göstererek tekrarlıyor. Ancak genel olarak uyku süremizi kabaca ikiye ayırırsak, gecenin ilk yarısında derin uykunun çoğu uyunmuş oluyor. İkinci yarıda, sabaha karşı daha çok Rem dönemi uyunuyor.</p>
<p>	<strong>Uyku evrelerinde neler  oluyor?</strong></p>
<p>	Derin uyku döneminde fiziksel tamir işleri yapılıyor; mesela yıpranmış hücrelerin onarımında kullanmak üzere kolesterol sentezleniyor. Ayrıca hormonlar da bu dönemde salgılanıyor. Uyku bozukluğu olan çocuklarda gelişme geriliğine rastlanıyor. İri bademcikler nedeniyle horlayan, uykuda nefesi duran çocuklar bademcik ameliyatından sonra hızlıca büyüyor. Anneler “Çocuğumun bademciği alındıktan sonra büyüdü, serpildi” diyor. Halbuki çocuk derin uykuyu yeteri kadar uyuyamadığı için büyüyemiyor. Uykunun Rem döneminde ise psikolojik dinlenme sağlanıyor ve bellek yeniden yapılanıyor. Uykusunun bu dönemini yeterli uyuyamayanlara bakıldığında; yorgun, sinirli ve algısı bozuk kişiler olduğu dikkat çekiyor.</p>
<p>	<strong>Yatağa bilgisayarla girmeyin</strong></p>
<p>	<strong>Uyku hijyeni için olmazsa olmaz şart nedir?</strong></p>
<p>	Uyku hijyeni uykunun ihtiyaçlarına saygı göstermedir. Temel kural aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaktır. Uyku süresinin kaydırılması ya da azaltılması en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor.<br />
	<strong><br />
	Sağlıklı bir uyku için yatak odası koşulları ne yönde değiştirilmeli?</strong></p>
<p>
	Yatak odalarının basit ve sadece uykuya hizmet etmek için tasarlanmış olması; içinde televizyon, kitap (eğlence), bilgisayar (iş) ya da kurutulan çamaşırlar olmaması gerekiyor. İyi bir uyku için yatak odasının sadece uyku ve seks için kullanılmasını öneriyoruz. Ayrıca yatak odası kitap okumak için de uygun bir yer değil. Uyumadan önce kitap okuma alışkanlığı olanlar, bu alışkanlıklarını başka bir odada sürdürebilir. Yatakta yemek yemek, televizyon seyretmek ya da bilgisayarla çalışmak da uykuyu olumsuz etkiliyor.</p>
<p>	 <strong>Siesta uykunun bir gereği</strong></p>
<p>	Okul ve iş yaşamı nedeniyle bebeklik dışında sadece geceleri uyuyoruz. Aslında bu pek de fizyolojik değil. Normalde öğleden sonra saat 14.00 gibi fizyolojik uyku hali oluyor. Bazı ülkelerde siesta zamanı, aslında normal uyku fizyolojisinin bir gereği. Gündüz uyunan yarım saatlik uyku, gece ihtiyaç duyulan uyku süresinin bir buçuk saat kısalmasına neden oluyor.</p>
<p>	<strong>Derin uyku için yatak odası serin olmalı<br />
	</strong><br />
	* Odanızı serin tutun.<br />
	* Karanlıkta uyuyun.<br />
	* Yatmadan önce çok yemek yemeyin, spor yapmayın, çay, kahve ve alkol tüketmeyin.<br />
	* Her gece yatağa girmeden önce gerçekleştirdiğiniz ritüelleri arada bir değiştirin.<br />
	* Yatağa girdiğinizde günün muhasebesini ya da yarının planını yapmayın.<br />
	* Polisiye roman okumayın.<br />
	* Sporu günün erken saatlerinde yapın.<br />
	* Her gün aynı saatte yatıp kalkın.<br />
	* Vücudunuzun ne kadar uykuya ihtiyacı varsa o kadar uyuyun.</p>
<p>	<strong>AYŞEGÜL AYDOĞAN ATAKAN</strong></p>
</p>
<p><span id="more-5504"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/evli-ciftler-icin-yatak-odasi-kullanimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stresi yatıştırmanın yolları</title>
		<link>http://www.acilservis.org/stresi-yatistirmanin-yollari.html</link>
		<comments>http://www.acilservis.org/stresi-yatistirmanin-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 20:23:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>saglikci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi yatıştırmanın yolları bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi yatıştırmanın yolları makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi yatıştırmanın yolları nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi yatıştırmanın yolları tedavi yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[Stresi yatıştırmanın yolları tedavisi nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.acilservis.org/stresi-yatistirmanin-yollari.html</guid>
		<description><![CDATA[

Stresten uzak bir  hayat sürmek mümkün değil ama onunla başa çıkmanın yollarını öğrenebilirsiniz
Dr. Hasan İnsel
Gevşeme teknikleri, strese karşı verdiğimiz olumsuz yanıtları azaltarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmamıza yardımcı oluyor. Bu teknikler stres yönetiminin temeli sayılabilir. Şunu hemen belirtelim ki, burada gevşemeyle kastettiğimiz bir hobiyle uğraşarak zihnimizi dinlendirmek değil. Gevşeme, öğrenildiğinde ve bilinçli     şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="image_x"><img src="http://www.acilservis.org/botmix/images/8f0997496a870911f0989edf67d1d35a.jpg" width="100" height="100" alt="8f0997496a870911f0989edf67d1d35a Stresi yatıştırmanın yolları"  title="Stresi yatıştırmanın yolları" /></p>
<p class="description_x">
<p><strong>Stresten uzak bir  hayat sürmek mümkün değil ama onunla başa çıkmanın yollarını öğrenebilirsiniz</strong></p>
<p><p><strong>Dr. Hasan İnsel</strong></p>
<p>Gevşeme teknikleri, strese karşı verdiğimiz olumsuz yanıtları azaltarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmamıza yardımcı oluyor. Bu teknikler stres yönetiminin temeli sayılabilir. Şunu hemen belirtelim ki, burada gevşemeyle kastettiğimiz bir hobiyle uğraşarak zihnimizi dinlendirmek değil. Gevşeme, öğrenildiğinde ve bilinçli     şekilde uygulandığında hayatın    vücut üzerindeki yüklerini azaltan bir rahatlama tekniği. Gevşeyerek stresle ilgili durumların etkisini hafifletmek, sağlığımız için inanılmaz yararlar sağlar. Vücudun ve ruhun  gerildiği durumlarda gevşeyebilmenin önemini ve yolunu bilmelisiniz.</p>
<p><strong>Gevşeme egzersizleri</strong></p>
<p>* Kalp hızını normale döndürür<br />* Kan basıncını düşürür<br />* Solunum hızını yavaşlatır<br />* Oksijen gereksinimini azaltır<br />* Büyük kaslara kan akımını artırır<br />* Kas gerginliğinin azaltır.<br />Gevşeme teknikleri ayrıca genel sağlık durumunda da olumlu  değişimlere yol açıyor:<br />* Baş ve sırt ağrısı gibi fiziksel semptomlarda azalma<br />* Öfke ve düş kırıklığı gibi duygusal yanıtlarda azalma<br />* Daha çok enerji<br />* Konsantrasyonda ve sorun çözme yeteneğinde artış<br />* Günlük aktivitelerde verimlilik</p>
<p>Gevşeme tekniklerini; doktorlardan, tamamlayıcı tıp uzmanlarından, eğitmenlerden ve psikotera- pistlerden öğrenmelisiniz. Kendi kendinize okuyarak öğrenceğiniz teknikler çoğu zaman uzmanının öğretip, uygulattığı kadar başarılı olamıyor.<br />Gevşeme tekniklerinin ortak noktası, dikkatinizi yatıştırıcı bir şeye odaklamak ve vücudunuzun daha çok farkına varmak. Bazıları nefese, bazıları hoş görüntülere, bazıları tek tek kas guruplarını gevşetmeye ve bazıları da çok daha değişik tekniklere odaklanır.<br />Hangi tekniği seçtiğiniz önemli değil. Önemli olan, seçtiğiniz tekniği düzenli olarak  uygulamak. Gevşeme, stres durumunun kontrolden çıkmasını tamamıyla önleyebilir.</p>
<p><strong>Pratik uzmanlaştırır</strong></p>
<p>Gevşeme tekniklerinin birer beceri olduğunu hatırlayın. Her beceride olduğu gibi, gevşeme yeteneğiniz de uygulamayla birlikte artacaktır. Sabırlı olun. Stresin vücudunuzdaki olumsuz etkisini azaltmak için motivasyonunuzu koruyun ve hayatınızda daha büyük bir huzur duygusu yaşayın. Gevşeme tekniklerini uygulama konusunda geliştikçe, bunları otomatik olarak stresli durumlarda uygulamaya başlayıp, eskiden sizi rahatsız eden bir durumun aslında hiç sorun yapmaya değmediğini göreceksiniz.<br />Son olarak önemli bir noktaya değinmek gerek. Seyrek de olsa bazı kişiler gevşeme egzersizleri sırasında duygusal sıkıntı ve rahatsızlık hissedebilir. Eğer gevşeme egzersizleri sırasında duygusal sıkıntı   yaşıyorsanız, egzersizi yapmayı durdurun ve bir uzmanla görüşün.</p>
<p><strong><br />Dua etmek rahatlatıyor!</strong></p>
<p><b>Milliyet Sağlık</b></p>
</p>
<p><span id="more-5503"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.acilservis.org/stresi-yatistirmanin-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

